Etkileşimli Tasarım

Jet Blue Havayolları, yolcularının check-in işleminin daha hızlı yürümesini isteyince, duruma bir çözüm bulması için Antenna etkileşimli tasarım atölyesine başvurdu. Antenna, yolcuların check-in sürecinde neler yaptıklarını inceledi ve ardından müşterilere koltuk seçmekte, valizleri teslim etmekte ve biniş kartını basamakta yardımcı olan bir arayüz oluşturdu. Sevimli görünen, yaklaşılabilir ve kullanışlı olan bu kiosk sayesinde havayolunun “zahmetsiz” tavrı hissettiriliyor ve müşteriler kapılara hızlıca gidebiliyordu. Tasarım sayesinde havayolu firmasının hizmet verebildiği yolcu sayısında önemli bir artış oldu ve Jet Blue rakipleri arasından sıyrılabildi.

kiosk-ve-etkilesimli-tasarim-yapan-firma
Jet Blue Havayolları Kiosk ve Etkileşimli Tasarım

 

Ancak etkileşimli tasarım her zaman birine bir deneyimi çabuk yaşatmakla ilgili değildir. Bazen de insanların yavaşlayıp, bir hikâyenin ya da yorumlanabilir bir deneyimin tadını çıkarmalarını sağlar.  Urbis adlı çağdaş kent yaşantısıyla ilgili bir müze, İngiltere Manchester’da açıldığında, görsel-işitsel tasarımlarda uzman Land Design Studio “Imagining the City” (Kendi Hayal Etmek) adlı etkileşimli bir enstalasyon oluşturdu. Eser, ziyaretçileri kent kavramına dair bir dizi yaratıcı yaklaşımı incelemeye çağırıyor. Resimler enstalasyonun dikey yüzeyi üzerinde yayımlanıyorlar ve ziyaretçiler “City of Emotions” (Duygular Kenti), “City of Pealuse” (Zevkler Kenti), “City of Imagining” (Hayaller Kenti) ve “City of Senses” (Duyular Kenti) başlıklı menülerden, el hareketleriyle 128 ayrı eleman seçebiliyorlar. Elemanların kaynak resimlerinden alınan dijital parçalar, kuş bakışı bir panaroma görüntüsüne aktarılıyor ve böylece geleceğe ait fantastik bir kent, müze ziyaretçilerin müşterek çabasıyla gerçek zamanlı olarak kuruluyor.

 

Başka bir örnek de Antenna’nın tasarladığı Power Flower (Güç Çiçeği), katılımcıların çevreleriyle daha anlamlı bir ilişki kurmaları için geliştirilmiş bir etkileşimli tasarım deneyimi. 2002 yılı kış aylarında, insanlar Manhattan’ın Lexington Bulvarı’ndaki Bloomingdales mağazası vitrinlerinin önünden geçtikçe, hareket sensörleri 1,5 metre uzunluktaki bir sıra neon çiçeğin ışık ve sesle açılmasını sağlıyordu. İnsanlar hareketlerinin etkisini fark ettikleri anda, vitrinlerin başına geri dönüp tekrar boydan boya yürüyorlardı. Bazıları bu harekete katılıyor bazıları ise kenarda durup, yoldan geçenlerin oluşturduğu ışıklı ve melodili çiçekleri izliyorlardı. Sihirli niteliğinin yanısıra (tüm teknolojik donanım görünmeyecek şekilde arka planda gizlenmişti) eserin başarısının önemli nedenlerinden biri de çiçeklerin, insanların hareketlerine anında tepki vermesi ve böylece kolay anlaşılır olmalarıydı.

 

 

Etkileşim tasarımcıları, gittikçe daha çok web sitesinin ve medya enstalasyonunun altında yatan sistem ve uygulamaya, ayrıca arayüze odaklanıyorlar. Sistemlere verilen bu önemin sebebi ise tasarımcılardan artık sadece bir şeyin şu anda ne olduğu üzerine çalışmaları değil ileride ne olacağı konusunda da tasarım yapmalarının beklenmesi. Örneğin şu anda 50 sayfadan oluşan bir web sitesi, 5.000 sayfayı kapsayacak şekilde büyüyebiliyor.

Düşüncelerinizi Paylaşın